Çalışan Kadın, Eş ve Anne Üçgeninde Rol Çatışmaları

Konu, 'Eğlence-Genel Konular' kısmında Tgb06 tarafından paylaşıldı.

  1. Tgb06

    Tgb06 Admin Yetkili Kişi Forum Yöneticisi

    Kayıt:
    25 Kasım 2013
    Mesajlar:
    1.976
    Beğeniler:
    1.974
    Ödül Puanları:
    238
    Bölüm:
    İktisat
    Kadınların toplumsal yaşamda çalışan kadın kimliğiyle rol almaya başlaması, ilk başlarda ekonomik şartların zorlaması ve savaşlar nedeniyle erkek nüfusundaki azalma gibi zorunlu nedenlerle oluşmuş ancak sanayileşme, iş çeşitliliği ve tüketim taleplerinin artışı gibi değişimler, çalışan kadın sayısının gittikçe artmasını ve kadının “meslek sahibi” olarak da toplumda yer almasını doğurmuştur.

    Günümüzün çağdaş kadınları, genç kızlık yıllarından itibaren kariyer planlarını sadece uygun bir eş bulmak, evlenmek ve çocuk sahibi olmak üzerine yapılandırmıyor.

    Çalışma yaşamı, temel kadın kimliğine “para kazanmak, ekonomik güç edinmek ve entellektüel, kariyer sahibi, kültürlü, eğitimli, sosyal, bağımsız/ özgür, söz sahibi, çalışkan, yaratıcı, çözüm üretici, sorun çözücü, takım oyuncusu, otoriter, yöneten” olmak gibi yeni alt bileşenler, roller ve sorumluluklar getirmiştir. Ancak tüm bu yeni sorumluluk ve rollere rağmen toplumun kadından beklediği geleneksel eş ve annelik rollerinin bileşininden oluşan kadınlık rolünün sorumluluk ve gereklerinde herhangi bir değişim oluşmamıştır. Her ne kadar günümüzde, kadına ait olduğu varsayılan iş ve görevlerin yerine getirilmesinde, eşine bir oranda yardımcı olmaya çalışan erkekler olsa da bu destek ya çok yetersiz ya da bir yardımcı istihdam etmenin maddi yükünün karşılanmasıyla sınırlı kalmaktadır.

    Bugün hala alışveriş, yemek ve temizlik yapmak, çamaşır ve bulaşık yıkamak, çocukların bakım, beslenme, temizlik ve korunmaları, okul ve ders takiplerinin, okul- öğretmen görüşmelerinin yapılması, sorunlara çözüm aranması v.s gibi daha birçok görev, yüksek eğitim görmüş, meslek sahibi, çalışan kadınların ana sorumlulukları arasında olup eşlerin bu konularda paylaşım ve işbirliği içinde olmadıkları görülmektedir.

    Dolayısıyla çalışan kadınlar, bir yandan işlerinde başarılı olmak, para kazanmak, kariyerinde yükselmek, işinden kovulmamak, erkek egemen çevrede kabul görebilmek, işine odaklanabilmek, yoğun çalışma temposuna ve mesailere uyum gösterebilmek, işleri zamanında ve doğru tamamlayabilmek v.s. gibi birçok sorunla başetmeye çalışırken bir yandan da eş ve anne olmanın getirdiği “asal” kabul edilen görevlerini başarıyla yürütebilmek zorundadır.

    Bir erkek işten eve geldiğinde, “baba koltuğuna” oturup, ayaklarını uzatarak gazetesini okuma, haberleri seyretme gibi canının istediği şekilde keyif yapma, arada bir mutfağa seslenerek “yemek hazır olmadı mı, çok acıktım” diye bağırma, yemekten sonra ayağına kahve ve çayının servisini bekleme gibi tutumları kendine hak olarak görürken, işten koşturarak gelen kadın -ne kadar yorgun olursa olsun- eve adım atar atmaz, varolan (daha doğrusu günün sonunda kalan) gücüyle hemen yeni işlere koyulmak durumundadır.

    Çoğu zaman bundan şikayetçi de değildir. Kendini, evinin kadını, iyi bir eş ve anne olarak da görevlerini mükemmel şekilde yerine getirmesi gerektiğine inandırmış/inandırılmıştır.

    Ancak tabii ki bu kadar çok sorumluluk, iş ve görevi yerine getirebilmek için erkeklerden farklı olarak kadınların günü 36 ya da 48 saat değildir ve artı süper güçleri yoktur. İşlerin bir kısmı, tüm çaba, uğraş ve fedakarlığa rağmen ister istemez aksar. Böylece sorun ve çatışmalar baş gösterir. Eşi ve çocukları; istek ve beklentileri tam olarak karşılanmadığı için şikayet etmeye, çevredekiler; onu yetersiz ve başarısız kadın olarak nitelemeye başladığında (bunları gerçekleştiremenin kişisel yetersizliğinden değil, şartlardan kaynaklandığını düşünmeden) bir kadın olarak kendini yetersiz, beceriksiz, başarısız olarak algılamaya, özgüvenini kaybetmeye başlar.

    En önemli sorun da, kadının kendi iç çatışmaları sonucunda ortaya çıkar. Kadın; eş, anne ve çalışan kadın rollerinden ve bunların gereklerinden beklentileri arttıkça (özellikle mükememelliyetçi kişilik yapısında olanlar) eksiklerini, yetişemediklerini ve yetersizliklerini daha fazla görmeye, sorun haline getirmeye başlar. Eşine ve çocuklarına yeterli zamanı ayırmadığı, onlarla birlikte fazla zaman geçirmediği, onları ihmal ettiği, ihtiyaçlarını tam olarak karşılamadığı gibi düşünceler, onu suçluluk duygusuna sürükler.

    Çalışan bir çok kadın, bu suçluluk duygusundan kurtulmak, vicdanını rahatlamak için kendi gereksinimlerinden vazgeçmek, fiziken ve manen kendini heba etmek pahasına eşini, çocuklarını ve diğer bir çok kişiyi memnun etmeye çalışmaktadır. Sanki, kadının çalışma ve yaşam alanı sadece evi ile sınırlı da, “çalışmak, iş yaşamında var olmak” ona sunulan bir imtiyaz ve ayrıcalıkmış gibi bedel ödemek durumunda kalmaktadır.


    Nihal ARAPTARLI

    Uzm.Psikolog, Terapist
     
    cenk coban, serin, 58iibf ve 1 kişi daha bunu beğendi.
  2. cenk coban

    cenk coban VİP Üye

    Kayıt:
    21 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    799
    Beğeniler:
    489
    Ödül Puanları:
    318
    işe girdik,evlendik de eşlerimizin psikolojik çatışmalarına empati yapmak kaldı :) eşlerimize sahip çıkalım,onlara destek olalım beyler... bu arada şu an ki ruh halimiz bu yazıdan daha vahim bence,paylaşım için tesekkurler :)
     
    Nanick, peter keating ve Tgb06 bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş