işsizlik konusuna ülkedeki her eğitimli insanın daha makro bakması lazım..

Konu, 'Diğer Özel Sektör' kısmında mehmet arıkan tarafından paylaşıldı.

  1. mehmet arıkan

    mehmet arıkan Site Müdavimi

    Kayıt:
    12 Kasım 2014
    Mesajlar:
    166
    Beğeniler:
    152
    Ödül Puanları:
    93
    Şehir:
    İzmir
    Eğitim:
    Lisans
    Üni:
    Ege Ünv.
    Bölüm:
    Uluslarası İlişkiler
    Arkadaşlar,durumlar tahmin ettiğimizden daha vahim bir hal alacak.artık sınavlar göstermelik,göz boyamalık yapılacak,çok az insan sınavla alınıp esasen mülakat veya açıktan alımlar artacak. kaynaklar sınırlı olduğu için sadece belli kişilere yakın olanlar,belli şeyleri göze alabilecek,sırf kadroya girmek için birilerinin adamı olmak zorunda kalacak insanlarla dolu bir ortamımız olacak.(orta doğudaki mezhebe veya etnik temele dayalı ayrımcılıkta olduğu gibi sadece belirli kesimlerin ekonomiden pay alması durumu)bu ülkedeki her okumuş,eğitimli insanın sorumluluk bilinciyle hareket edip ülkenin gidişatına göre düşünüp hayat planlaması ve görüşünü bu bilinçle oluşturması elzem olmalıdır artık.çünkü ülkenin başına bir şey gelirse ne o ne bu ne şu,topyekün bir geriye giden ortamda mutlu olmak zorlaşır,insanı mutlu eden çevresidir,yaşadığı ortamın kalitesi ve birlikte yaşadığı insanların da mutlu olabilmesidir çünkü.kendi içimizdeki anlaşmazlıklardan daha öte bütüncül olarak hepimizi etkileyen bir durumda olduğumuz şuuruyla hareket etmeliyiz.böyle olunca kişisel çıkarlar artık ikinci plana atılmak zorunda kalınır.

    Bizim hayatımız,bizim jenerasyon olarak bu şartlara alışmaya çalışarak,koşuşturup bir yerlere girip çıkıp,çıkarılıp,sınavlarla geçip gidiyor zor da olsa..bu geçiş sürecinin jenerasyonu biziz.bizden sonraki kuşaklara yaşadığımız tecrübeleri aktarmalıyız.özel sektör,insani,vicdanı uzuvlarını kaybetmek üzere,cahil,paragöz 'idareci'lerle dolmuş.tek dertleri koltuklarını muhafaza etmek.yalakalıklar,niteliksiz iş yapış şekilleri,vs..özel sektörde 6 yıllık bir iş tecrübesinden sonra bunları yaşanmışlıklarla yazıyorum. kpss'ye giriyoruz devlet kadrolarına girelim hiç olmazsa gelecek kaygımız minimize olsun diye..fakat sınava giriyor artık lisans olarak söylüyorum 1 milyon kişiden fazla insan..atanacak rakam kaç? bilmiyoruz 30000 olur mu,hadi 50000 falan olsun toplamda lisans olarak..geri kalan 1 milyon kişi her sınav için birilerinin kölesi,adamı oluyor maalesef,sigortasız,gün kurtarıcı işlerde çalışmak durumunda kalıyor..artık bireysel düşünce ve planlamalarla sadece kendi yangınımız sönüyor fakat ülkedeki yangın her geçen gün artıyor.

    Başta dediğim gibi hadi neyse bizim jenerasyonun hayatı böyle geçip gidiyor da arkadaşlar, 18 milyondan fazla ilk ve orta öğretim derecesinde öğrenci nüfus var ülkemizde..bugün bizim için bile durumun vehameti ortadayken,bundan 10 yıl sonra bu 18 milyon çocuk da iş bulmaya çalışacak,istihdama katılacak,o gün sınavlara giren kişiler şimdikinin 2 katına çıkacak sınavlar hala olmaya devam ederse tabii..kadro sayıları daha azalacak.özel sektör borçla büyüyor,muhtemel bir ekonomik krizde özel sektör de küçülecek..bırakın yeni çalışan almayı,işten çıkarmalar artacak,(bkz. Avrupa ülkeleri,Güney Amerika ülkeleri vs.)sınırlı alanlardaki sınırlı kaynaklar belli kişilere sağlanacak. bence gelecekte kendi parasını kazanmak isteyen insanlar işportacılık falan yapmak zorunda kalacak..bkz .Hindistan,Pakistan,Orta Doğu ülkeleri..

    Bir de artık herkes HİZMET SEKTÖRÜ'ne saldırıyor..İİBF olarak esasen temas etmemiz gereken konu bu olmalı.çünkü bizim bir mesleki yetkinlikle gidip kendi işimizi yapmamız da mümkün değil.avukat,öğretmen,doktor,mühendis birçok insanın alternatif çözüm bulma olasılıkları idari bilimler mezunundan mesleki açıdan çok daha fazla.Türk insanının,ailelerin çocuklarını motive ettiği tek alan sınavlar,üniversiteler ve hizmet sektörüne girmeleri yönünde..18 milyonun en az 12-13 milyonunun tek motivasyonu ve hayat bakış açılarıyla planlamaları bu doğrultuda..artık sanatçı,sporcu,çiftçi,elektrikçi,üretici,girişimci vs. olacağım diyen genç insan oranı çok düşük..teknik,mesleki uzmanlık gitgide azalmakta,çünkü herkes her gün sınavlara hazırlanıyor artık. borçluluk oranı gitgide artıyor,birtakım adımlar atabilmek için biraz sermaye de gerekiyor doğrusunu söylemek gerekirse..

    İnsanın içinden bütün bunlardan sonra şu geçmiyor değil.Çocuk sahibi olmak bu kaynakları sınırlı, plansız yönetilen bir ortamda çok zor değil mi?çocuklarımız nasıl sağlıklı ve insanca bir hayat yaşayacaklar? ne düşünüyorsunuz bu konuda merak ediyorum..sevgiler..
     
    Ferhat_gs ve Srpnrc bunu beğendi.
  2. beterböcek

    beterböcek beter1böcek Mücadele Grubu

    Kayıt:
    24 Kasım 2013
    Mesajlar:
    2.598
    Beğeniler:
    1.503
    Ödül Puanları:
    288
    Eğitim:
    Lisans
    Bölüm:
    İşletme
    İnsanoğlunda bu açgözlülük ve doyumsuzluk olduktan sonra çocuklarımız bizim çektiğinizden daha fazla sıkıntı çekeceklerdir. Bu açık ve net...
    Bu düzensizliğin içinde bizim gibi ordan oraya savrulacaklardır.
     
  3. ahmetsd3

    ahmetsd3 Yeni Üye

    Kayıt:
    13 Aralık 2014
    Mesajlar:
    5
    Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    6
    Eğitim:
    Lisans
    Bölüm:
    Kamu Yönetimi
    Bir gün emeğin gücü sermaye gücünü yenicek ve bu tüm dünyada olucak


    Sent from my iPhone using Tapatalk
     
  4. kasemandoni

    kasemandoni VİP Üye Kadrolu Üye

    Kayıt:
    21 Ekim 2014
    Mesajlar:
    378
    Beğeniler:
    608
    Ödül Puanları:
    368
    Cinsiyet:
    Erkek
    Şehir:
    İstanbul
    Eğitim:
    Lisans
    Bölüm:
    İşletme
    gelecek nesli soruyosan, ben kendi soyumu kurutup bu ıstıraptan kurtarmak istiyorum :) şaka bi yana tabi. geleceğe çok karamsar bakmışsın ki bunda da haklısın. özet olarak hep kıt kaynaklarlardan, gelecekte dünya kaynaklarının azalacağından bahsetmişsin. ben şahsen bunlara kısmen katılmıyorum. çünkü dünyadaki asıl sorun kaynakların tükenmesi değil, adaletsiz dağılımıdır. zengin kesimin aç gözlülüğü devam ettiği sürece böyle devam edecektir.

    arkadaşlar kölelik sistemi hakkında bilginiz vardır. yine de bahsedeyim biraz: eskiden varlıklı insanlar kölelerini ileride kullanacağı alana göre yetiştirirdi. misal çiftcilik konusunda yetenekli olabilecek bi köleye eğitimi verilir ardından tarım sektöründe çalışılması sağlanırdı. bu eğitimleri kölenin sahibi verebileceği gibi, köle satıcıları da verebilirilerdi. neyse fazla uzatmayayım. günümüze baktığımda kölelik sisteminin değişmediğini bilakis daha vahşi olduğunu farkettim. bizi çocukluğumuzdan itibaren çeşitli alanlarda yetiştiriyorlar, daha sonra kendi işletmelerinde çalıştırıyorlar.

    vereceğim örnek garip gelebilir. adamın birinin ayakkabı atölyesi işlettiğini düşünün. günlük 6 saat çalışıp 100 tl kazanıyor. çeşitli sebeplerle atölyesini kapatıp bi ayakkabı fabrikasında çalışmak için başvuru yapıyor. fabrikanın çalışma şartları ise şöyle: günlük 12 saat mesai=100tl. bizim adam buna itiraz ediyo. eski işyerinde bunun yarısı kadar çalışıp aynı parayı kazandığını filan söylüyor. fabrika patronunun cevabı gerçekten manidar: "tamam o zaman sen günlük altı saat çalış ama kalan 6 saat için yerine çalışacak bir köle bul.". yani 6 saat kendimiz için çalışıyorken kalan 6 saati patronun kölesi olarak, patron adına çalışıyoruz. iğrenç kapitalizm.
     
    chaborz ve uludagkamu bunu beğendi.
  5. chaborz

    chaborz VİP Üye

    Kayıt:
    1 Ekim 2014
    Mesajlar:
    1.332
    Beğeniler:
    1.935
    Ödül Puanları:
    218
    Bölüm:
    Kamu Yönetimi
    koleligin kalkmasinin sebebi zaten kolelerin maliyetinin yuksek, veriminin cok dusuk olmasidir. yoksa insan haklarini falan umursadiklari yok ya.. tamamen duygusal..
    marksis terminolojiye gore zaten su an ki sistem ucretli kolelik denen yasamak icin emegin satilmasinin zorunlu oldugu sistemdir.

    mulk ancak Allahindir.
    uretim araclarinin mulkiyeti olmaz kullanim hakki olur onda da karin yarisinin emekcilere dagitilmasi sarttir.
    muslumanim edebiyati yapanlarin isine gelmez tabi islamin gercekleri, peygamberin sunneti...

    Öyle ki (bu mallar ve servet) sizden zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet olmasın. (Haşr 7)

    Allah rızık alanında bir bölümünüzü diğerlerinizden üstün kıldı. Üstün konumdakiler rızıklarını, buyrukları altındaki yoksullarla paylaşmıyorlar ki, herkes eşit geçim düzeyine kavuşsun. Acaba Allah'ın nimetlerini inkar mı ediyorsunuz? (Nahl 71)
     
    kübra bytl ve kasemandoni bunu beğendi.
  6. mehmet arıkan

    mehmet arıkan Site Müdavimi

    Kayıt:
    12 Kasım 2014
    Mesajlar:
    166
    Beğeniler:
    152
    Ödül Puanları:
    93
    Şehir:
    İzmir
    Eğitim:
    Lisans
    Üni:
    Ege Ünv.
    Bölüm:
    Uluslarası İlişkiler
    arkadaşlar ekonominin tanımı 'sınırlı kaynakların sınırsız insan ihtiyaçlarına paylaştırılması bilimi' gibi bir basit mantık tanımıyla da açıklanmıştır.iktisat dersi alanlar buna benzer cümleleri duymuştur kesinlikle..söylediğiniz doğru tabi.dünyanın en zengin %8'inin dünya kaynaklarının %90'ına sahip olması ve tüketmesi başlı başına büyük sorunlar ortaya çıkartıyor.ülkemizde de en zengin %20, kaynakların ve sermayenin % 80'ine sahip.bunlar tabi ki büyük sorunlar,sosyolojik pskolojik birçok problemler yaratıyor.

    bir de şunu belirteyim; dünyada her yıl 100 birim sermaye oluşuyorsa bunun sadece 1 birimi ülkemizin.yani dünya sermayesinden payımıza düşen %1 oransal olarak.yani gerek sınıfsal,gerek bireysel,gerek devletsel boyutlarda bu dengesizlikler var.

    bir de şu soruyu sormalıyız; mesela dünyada şu anda niçin 1,5 milyar insan içme suyuna ulaşamıyor? afrika kıtasının dünya nüfusuna oranı %20'lerdeyken dünya sermayesinden aldığı pay niçin % 3-4'ler seviyesinde? eğer kaynak sınırsızsa niye bu kadar açlık,yokluk,yoksunluk ve yoksulluk var? sadece kendi hayatlarımızdan değil,empati kurarak bütüncül olarak insanların yerine kendimize koyup düşünmeliyiz bence bazı konuları.BM raporuna göre ülke büyümeleri,tüketme artışları ve nüfusları bu hızla artmaya devam ederse 2030 yılında 1,5 dünya gerekecek,gıda fiyatları %50,%100 arasında artış gösterecek.ayrıca karbon salınımlarının artması sonucu iklim değişikliğiyle doğa tahribatı maliyetleri artacak.su yükselmeleri ve çölleşme ve erozyon ve orman kaybı vs gibi sebeplerle mülteci göçleri artacak,yaklaşık 1 milyar insanın dünyada kıyılarda yaşadığı düşünülürse bu büyük hareketler ve hükümetler üzerinde baskıları arttıracak.petrol ve doğalgaz rezervlerinin en iyi ihtimalle yüzyıl sonuna kadar yetebileceği hesaplanıyor.azalan kaynakla,tarih boyunca savaşların ana sebebi olmuştur.daha çok çoğaltılabilir.(nasa beyaz eşya,nano teknoloji,uzay ve askeri teknolojilerinin gelişmesi ve üretimin devamı için göktaşlarına araç gönderip göktaşlarında bulunan metallerden dünyaya getirmeyi düşünüyor,çünkü en fazla 30-4o yıllık bir plütonyum,selenyum,uranyum gibi enerjisi yüksek metal rezervi var dünyamızda..yani aslında dünyamız küçük bir gezegen,her şeyden bol miktarda yok ama insanlar artıyor ve tüketim istekleri de artıyor)

    hem kaynakların azalması,hem devletlerin azalan kaynaklara sahip olma iştahı sonucu diğer devletlerin güçlenmesini istememeleri,hem kaynakların çok dengesiz dağılımı hem de artık doğanın insan faaliyetlerine sert tepkiler vermeye başlaması ölçeğinde neden sonuç ilişkileri kurarak makro bakıp ona göre hayat planlamaları ve aksiyonları geliştirmeliyiz düşünüyorum naçizane.
     

Sayfayı Paylaş